Haber

Göç ve iskân deneyiminin öyküleri


yazar

2021.05.26 04:00

19. ve 20. yüzyıl, tarihe büyük kitlesel kırım, göç ve sürgün zamanları olarak geçmiştir. 157 yıl önce Osmanlı topraklarına doğru yola çıkan Çerkes göçü de bunun büyük bir örneğidir. Çarlık Rusyası’nın, Kuzey Kafkasya’yı topraklarına katması ile Adıgeler, Ubıhlar, Abhazlardan oluşan 1 milyon beş yüz bin Çerkes anavatanından zorla çıkarılmış; sürgüne gönderilmişlerdi. Bu yolculuk, yaklaşık bir milyon kişinin Osmanlı topraklarına varabilmesiyle tamamlanmıştı.

21 Mayıs 1864’de başlayan ve 1877-78’de ikinci dalga ile devam eden bu büyük kırım ve göçün ardındaki dinamikler kadar, Osmanlı topraklarında iskân edilmeleri de gerilimlerle yüklü bir süreç olmuştur. Osmanlı’da devletin ilk iskân kurumunun tarihsel olarak Çerkeslerin bu göçüne denk gelmesi ilginçtir. Daha önce göçlerle Şehremaneti ilgilenirken, 5 Mayıs 1860’da padişaha sunulan tezkire ile ilk defa merkezi İstanbul olan bir Muhaciriun Komisyonu oluşturulmuş; 1877-78 Rus harbinden sonra genişletilerek BENtaramakı Muhacirin Komisyonuna dönüştürülmüştü. Giderek tüm vilayetlerde birer BENtaramakı Muhacirin Müdürlüğü kurulmuş ve bunlar İstanbul’daki BENtaramakı Genel Müdürğüne bağlanmıştı.

Kaynaklara göre Muhacirun Komisyonu’nu takip eden yıllardan 1900’e kadar en az bir milyon kişi Osmanlı’da iskân edilmişti ve bunlardan 840 bini Çerkeslerden oluşuyordu. Osmanlı devleti, bazı politik saiklerle Çerkesleri, sınır hatlarına toplu şekilde, iç bölgelerde ise dağıtarak yerleştirmeyi tercih etmişti. Bu çerçevede ilk göçle gelen Adıge-Abhaz toplulukların bir kısmı bugünkü Bulgaristan, Sırbistan, Makedonya ve Kuzey Yunanistan’a yerleştirilmişti. 1877-78 harbinden sonra gelenlerin büyük kısmı ise Suriye ve Filistin’e yerleştirilmişti. Diğer Çerkes göçmenler Anadolu içlerinde pek çok şehre yerleştirilmişti. Fakat imparatorluğun dağılması ile bütün göçmenler Anadolu içlerine doğru gelecek-getirilecek ve birçok yerde Çerkes aileler birbirlerini bulacaklardı. Nitekim 1965’de ülkede 900 dolayında Çerkes köyü bulunuyordu.

Türkiye’de Giresun, Sivas, Kayseri, Ankara, Bolu, Sakarya, Kocaeli, Samsun, Ordu ve Bursa Çerkeslerin en fazla iskân edildikleri şehirler olmuştur. Nitekim 1927 yılında yapılan ilk genel nüfus sayımında ‘anadilini Çerkesçe’ olarak ifade eden nüfusa dair veriler de bu duruma işaret etmektedir. Söz konusu sayımda Kayseri’de 13 bin 616, Bolu’da 12 bin 82, Kocaeli’nde 8 bin 959, Tokat’ta 7 bin 131, Balıkesir’de 6 bin 435, Samsun’da 5 bin 616, Çorum’da 5 bin 297, Sivas’ta 4 bin 381, Bursa’da 4 bin 31, Çanakkale’de 3 bin 680, Kahramanmaraş’ta 3 bin 10, Yozgat’ta 2 bin 652, Bilecik’te 2 bin 293, Sinop’ta bin 952, Konya’da bin 769, Afyon’da bin 572, Amasya’da bin 535, Eskişehir’de bin 227 kişi anadillerinin Çerkesçe olduğunu belirtmişlerdi.

Çerkeslerin bütün bu süreci nasıl deneyimledikleri; göç, yazıza, kimlik ve mekan üzerinden pek çok kıymetli akademik araştırmaya da konu olmuştur. Bunun en iyi örneklerinden birisi de Ulaş Sunata’nın Hafızam Çerkesçe (BENsineklerş2020 yılında) adlı çalışfakatıdır. Tüm deneyimler, 150 yıldan daha fazla zaman geçmiş olmasına rağmen, tahrip edilmiş kimliklerin nasıl ve hangi biçimlerde yeniden inşa edildiklerine dair çok önemli sosyolojik olgulara işaret ediyor.

Bütün bu göç-iskân süreci içinde kaybolmuş ve dramın dramına işaret eden başka öyküler de var kuşkusuz. Bunlardan birisi, Osmanlı’nın, iskân edilecek kimliklerle nasıpragmatik veyaşki kurduğudur. Nitekim asılişlevi Ermenileri yerinden etmek olan Hamidiye Alaylarını örgütleyen Dördüncü Ordu Müşiri Mehmet Zeki Paşa’nın Çerkes olması, herhalde tesadüf değildi. Aşiret önde gelenleriyle huzuruna çıktıkları Sultan Hamit, “Benim, Kürtlerin babası olduğumu unutmayın” demişti. Ama daha sonra sıra Kürtlere gelecek; onları yerinden edecek kuvvetlerin başında da yine yerlerinden edilmiş muhacir subaylar olacaktı. Bu tür haller adeta bir geleneğe dönüşş; devletlerin nüfus-iskân politikaları tuhaflıaçıkı normalşbeni çekşsen.

Çerkeslerin sürgün ve iskân deneyimleri aslında Anadolunun demografik yapısının neredeyse her bir rengi için temsil edici bir örnek gibi. Bu toplumsal coğRafyayı oluşturan kimliklerin çoğu benzer süreçlerden geçtiler. O yüzden bu coğRafyanın demokrasisi ve barışı buradan başlayarak konuşulmalıdır.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati
ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının
yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz
geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın
daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle
buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını
şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam
edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için

Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
instagram takipçi hilesi organik takipçi satın al bayan takipçi satın al takipçi satın al instagram beğeni arttırma instagram takipçi satın al ege tülek takipçi satın al takipçi satın al Takipçi kasma hilesi Ücretsiz Video İndir porno izle takipçi satın al tarot fal baktır